FETÖ’nün 7 Şubat 2012’de MİT’e yönelik kumpas girişimi, Türkiye siyasi tarihinde bir dönüm noktası oldu. İşte o günlerden bugüne uzanan adalet mücadelesinin ve karanlık planların 14 yıllık öyküsü.
Türkiye’yi derinden sarsan ve devletin en kritik kurumlarından birini hedef alan FETÖ’nün 7 Şubat MİT Kumpası, 14 yıldır süregelen adalet arayışının ve karanlık hesaplaşmaların simgesi olmaya devam ediyor. Bu çetrefilli olay, FETÖ’nün ülkeyi esir alma çabalarının ne denli pervasızca boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kumpas, örgütün Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni bir cendereye sokma planının önemli bir parçasıydı. Ergenekon, Balyoz, 17-25 Aralık gibi kurgu soruşturmalarla devleti felç etmeye çalışan FETÖ, 7 Şubat 2012’de MİT’i hedef alarak yeni bir eşiği zorladı.
FETÖ’nün bu pervasız hamlesinin temelinde, hükümetin 2005’te başlattığı ve terör örgütü PKK/KCK’yı bitirmeyi amaçlayan çözüm sürecini sabote etme arzusu yatıyordu. Örgüt, MİT’i hedef göstererek bu stratejik adımı sekteye uğratmak istedi. Dönemin Özel Yetkili Savcıları Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya, MİT mensuplarına karşı bir PKK/KCK soruşturması açtı. İlerleyen süreçte FETÖ ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilecek bu isimler, o günlerde örgütün talimatıyla hareket ediyordu.
Kumpasın hedefindeki isimler arasında dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve diğer MİT görevlileri vardı. Bu isimler, “PKK/KCK’ya bilerek yardım etme” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi ağır suçlamalarla karşı karşıya bırakılmak istendi. Amaç, MİT’i kamuoyunda “PKK ile organize hareket eden bir teşkilat” gibi lanse etmek ve itibarsızlaştırmaktı.
FETÖ mensubu savcılar, 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan ve beraberindeki MİT görevlilerini ifadeye çağırdı. Asıl niyet, ifade sonrasında bu görevlileri tutuklamak, evlerinde arama yapmak ve haklarında yakalama kararı çıkarmaktı. Operasyonun zamanlaması da oldukça manidardı: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olacağı güne denk getirilmişti. Bu, siyasi otoritenin operasyona anında müdahale etmesini engelleme maksadını taşıyordu.
Ancak bu karanlık plan, Erdoğan’ın öngörüsü ve kararlı duruşu sayesinde akamete uğradı. Erdoğan’ın ameliyata geç girmesi ve istihbarat görevlileri hakkında soruşturma açılmasının izne bağlanmasıyla, kumpasın en kritik anı savuşturuldu. Fidan ve MİT görevlileri, ifadeye gitmeyerek örgütün tuzağına düşmedi.
MİT görevlilerinin ifadeye çağrılmasıyla başlayan ve siyasi bir krize dönüşen bu süreç, tarihe şöyle not düştü:
10 Şubat 2012: Savcılar Sadrettin Sarıkaya ve Adem Özcan imzasıyla, ifadeleri alınamayan MİT görevlileri hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
11-13 Şubat 2012: Savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan el çektirilirken, Savcı Adem Özcan MİT’e yazıyla 5 kişinin kurumla ilişkilerini ve yardımcı istihbarat elemanı olup olmadığını sordu.
17 Şubat 2012: TBMM’de yapılan yasal düzenlemeyle MİT Kanunu değiştirildi; MİT görevlileri hakkında soruşturma açılması Başbakan iznine bağlandı. Bu, kumpasın önündeki en büyük hukuki engel oldu.
18 Şubat 2012: MİT görevlileri hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı.
20-22 Mart 2012: Savcı Bilal Bayraktar’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazı ile dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadesi alınmasına ilişkin talimat iade edildi ve ardından takipsizlik kararı verildi.
23 Şubat 2012: Soruşturma belgeleri, fezleke ve ekleri, 5 torba içerisinde toplam 23 klasör halinde Başbakanlığa gönderildi.
11 Nisan 2012: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıda, soruşturma için Başbakanlık’tan izin alınıp alınmadığını sordu.
18 Mayıs 2012: Savcı Bayraktar, Başbakanlık’tan izin talebinde bulunulduğunu bildirdi.
14 Eylül 2012: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya hakkında “yetkisizlik” kararı vererek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi ve soruşturma dosyasının kısıtlanmasına karar verdi.
30 Ocak 2013: Başbakanlık, MİT görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine kesin olarak karar verdi.
22 Mart 2013: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT görevlileri hakkında nihai takipsizlik kararını verdi.
MİT kumpasında görev alan FETÖ mensupları hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Elde edilen bilgiler, örgütün Ankara Kızılcahamam’da 2-4 Şubat 2012 tarihlerinde gizli bir toplantı yaptığını ortaya koydu. Tanık ifadeleri, MİT operasyonu için iki “mahrem imamın” ABD’ye giderek örgüt elebaşı Fetullah Gülen’den onay aldığını ve talimatları emniyetteki mensuplara ilettiğini gösterdi.
Eski polis memuru Ş.E.’nin ifadesi, planın ciddiyetini gözler önüne serdi: “Hakan Fidan ifadeye gelseydi Sadrettin savcı tarafından kesin tutuklanacaktı.”
Şubat 2020’de hazırlanan iddianame, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen dahil 34 sanığı işaret etti. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, bu iddianameyi kabul ederek Recep Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan ve eski MİT görevlilerini “mağdur” sıfatıyla dosyaya dahil etti. İddianamede, 7 Şubat 2012’deki olaylar, “FETÖ’nün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüsü” olarak nitelendirildi.
Davanın ilk duruşması 22 Haziran 2020’de başladı. 3 Mart 2021’de verilen hükümde, aralarında eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer‘in de bulunduğu 10 sanığa “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Diğer sanıklar ise “nitelikli resmi belgede sahtecilik” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” gibi suçlardan çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
Mahkemenin gerekçeli kararında, “7 Şubat krizi”nin, MİT’in başına FETÖ mensubu bir şahsın atanması arayışları çerçevesinde düzenlenen bir operasyon olduğu vurgulandı. FETÖ’nün “Türkiye’nin terör örgütleriyle ilişkili olduğu” yönündeki kara propagandalarının hala sürdüğüne dikkat çekildi.
Davada istinaf süreci sonrası, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi, 15 sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararlarını hukuka uygun bulsa da, Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 20 Şubat 2023’te bozma kararı verdi. Bozma gerekçesinde, mahkemenin “devlet sırrı” kapsamındaki belgelere erişimi sınırlamasının, savunma hakkını ve adil yargılanma ilkelerini ihlal ettiği belirtildi. Yargıtay, “silahların eşitliği” ilkesine aykırılık ve delillerin yeterince tartışılmaması gibi hususlara vurgu yaptı.
Bu karar sonrası dava, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kapalı oturumlarla yeniden görülmeye başlandı. Kumpasın firari savcılarından Bilal Bayraktar hala aranırken, Sadrettin Sarıkaya yakalanarak yargılanıyor. Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en kritik olaylarından biri olan bu kumpas, adalet arayışının ve hesaplaşmanın devam edeceğini gösteriyor.
TrendBilgi.com, teknoloji haberleri, güncel bilgiler ve trend konularla ilgili içerikler sunan bir web sitesidir. Sitemizde en yeni teknolojik gelişmeleri, popüler kültür haberlerini ve ilginizi çekebilecek çeşitli makaleleri bulabilirsiniz.